Gönül insanı olmak

Gönül insanı olmak
547 kişi okudu.

Gönül insanı olmak İçin insanı sevmek gerekir.

İnsanı seven insanı Yaratana aşık demektir. Süleymaniye camisini sevip de mimar Sinan’a aşık olmamak elde değildir.

“Sanatlı bir eser sanatkârı icabeder” der Bediüzzaman. İnsan yaratılanların en şereflisidir ve muhteşem bir sanat ile yaratılmıştır.

Ayaklar kollar eller gözler kulaklar o kadar güzel bir yere döşenmiştirki tek kelime ile tam bir sanat eseridir.

Gönül insanı bütün bunları görür düşünür ve tefekküre dalar. Tefekküre dalar da herşeyi en muhteşem şekliyle Yaratan Yüce Sanatkar Allah’a ulaşır. Derinlemesine düşünür ve kainatta herşeyin muhteşem yaratıldığını görür.

Gönül insanı, herkesi bağrına çeker. Her şeye hemen kızmaz. Anlamaya çalışır. Sonuca varmakta sabırlı ve temkinli davranır.

Kırık kalplere yelken açar. Kuruyan her sineye su taşır. Allah adına olan herşeye fütursuzca atılır.

Bir beldede bir kaç tane gönül insanı varsa artık orada kimsesiz çocuklar yetim ve öksüzler gönül insanlarının koruması altındadırlar.

Gönül insanının kalbi Allah sevgisiyle ve Allah haşyetiyle dopdoludur.

Kalbinde zerre kötülük olmaz. Su-i niyet hayal dünyalarına bile giremez. Nefislerinin doğrultusunda hiddet göstermez öfkelenmezler. Ancak mazlum birine zulmedenlere öfkelenip hiddet gösterirler.

Haksızlık karşısında diklenmeden dik dururlar. Sadece rükuda eğilirler. Makam Mansıp sevgisi olmadığı İçin makam insanlarına çok değer vermezler. Halktan bir halk insanlardan bir insan olmayı en iyi makam olarak telakki ederler. Böyle telakki ettikçe ruh dünyasında terakki etmeye başlarlar.

Gönül insanı her canlıyı sever. Hatta kullandıkları eşyalara bile değer verir hor kullanmazlar. Allah’ın Resul’ü seyyidine Muhammed kullandığı eşyaları özene bezene değer verir temizler ve onları iyi muhafaza edermiş. “Bu eşyalar bana hizmet ediyor, ben de onlara vefalı olmalıyım” işte bizim peygamberimiz böyle bir gönül insanıydı.

Gönül insanı, bulunduğu toplumun ruh mimarı demektir. Gönül insanı olmayan toplumlar ya hoyratlaşmış ya da kapitalizmin mengenesinde bencil menfaatperes bir hal almış demektir.
Gönül insanı, bulunduğu toplumun ruhunda büyük aksiamel görür. İnsanlar O’na bakar hizaya girerler.
Gönül insanının olduğu yerde sakinlik vardır.
Hayatı hor ve hâkir görürler.

Gönül insanına en büyük örnek Hz.Muhammed s.a.v dir.

Her peygamber gönül insanıdır. Öyleki, Bedir savaşı sonrası düşman savaştan kaçar ve arkada bıraktıkları ölüler ortada kalır. ölmüş düşman askerlerin cesetlerini ortada bırakmıyor oraya defnediyor.

Hz. Muhammed’in Annesi ve dedesi de ölünce amcası Ebu Talip ve eşi bakıyor. Yıllar sonra Ebu Talibin karısı Fatıma ölünce, Efendimiz, gömleğini sırtından çıkartır Hz Aliye verir “al bunu Fatıma annemize kefen yap” der. Sonra kabre gider. Kabre konur yanına iner kabre alışsın ve kabir hayatı güzel geçsin diye yanına uzanır. Ağlar ve gözyaşları kabri ıslatır. Bu durumu ilk defa gören Medineliler hikmetini sorunca” O benim ikinci annemdi. Babam annem dedem ölünce bana anne gibi baktı” der. Bu O’nun ne denli bir gönül insanı olduğunun göstergesidir.

Gönül insanı olmak İçin Allah’a yönelmek ve tefekkür etmek gerek.
İnsanları ve bütün kainatı sevmek gerek. Nefretten nefret etmek demek.

Gönül insanına örnek bir güzel insan da Mevlana’dır. Herkese kucak açar. Herkesi olduğu gibi kabul eder.

Ve o meşhur şiirinden bir bölümü:

“gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Ben yaşadıkça Kur’an’ın bendesiyim
Ben Hz.Muhammed’in ayağının tozuyum
Biri benden bundan başkasını naklederse
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir…
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim…
Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap…
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz…
Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır…

Mevlana işte böyle bir gönül insanıdır.

Gönül insanı yoksa orada bencillik başlar. Hoyratlık başlar. Gönül insanı toplumsal bir dengedir.

Etiketler:

Gönül insanı olmak Konusuna 1 Yorum Yapıldı
  1. islamevim dedi ki:

    Fatih Sultan Mehmed Han, lalasıyla birlikte Ebu’l Vefa hazretlerini ziyaret için dergâha gelir… Büyük âlim ve velî Ebu’l Vefa’nın dizi dibine çökecek, boyun bükerek sohbetini dinleyecektir…
    İçeriye haber gitmiştir… Boynu bükük, kapıda bekliyor… Dışarıdan bakan biri, imkânı yok Padişahı tanıyamaz!.. Onun bir derviş olduğuna hükmeder…
    Talebelerin şaşkın bakışları Fatih’e yönelik… Bizans’ın o kalın surlarını aşan bir Sultan nasıl olur da, bir dervişten daha sade ve daha mütevazı olabilmektedir!..
    Bir sessizlik hakimdir… Padişah, ümitsiz ve hüzünlü bakışlarını Dergâhın kapısından alıp lalasına çevirir. İşte tam o sırada tahta kapının gıcırtısı duyulur. Nefesler tutulur. Kapı aralığından talebelerden biri görünür. Hazretin kararını bildirmek için geliyor olmalıdır.
    Fatih’in bedenini çarpıntılar sarar ve sorar:
    -Kabul buyurdular mı?
    Talebe ne diyeceğini şaşırır! Bunaltıcı bir sıkıntının kıskacı arasında bocalar bir süre sonra zar zor konuşabilir.
    -Sultanım… Hocamız… Hocamız galiba hasta… Bu sebeple görüşme talebinizi kabul edemedi.
    Yıkılır Fatih!.. Soluğu tıkanır. Gırtlağına düğümlenir nefesi. Ağlamaklı olur ve bitkin bir halde lalasına döner.
    -Gördün mü lala! İstanbul’un aşılmaz denilen surlarını aşıp onu fetheyleyen sultan, bir gönül sultanının tahta kapısından içeriye giremedi!..
    Gözlerinden iki damla yaş süzülür yüzüne. Fısıldar gibi lalasına seslenir:
    -Gidelim!..
    Evet, Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han; kendi tabiriyle bir dervişin “tahta kapı”sından içeriye girememiştir…
    ***
    Dergâhın avlusundaysa merakla hüzün aynı anda yaşanır. Talebeleri Ebu’l Vefa’nın hasta olmadığını biliyorlar, ancak neden hünkârı kabul etmediğini merak ederler. Öyle ya, bir hikmeti vardır…
    O sırada mübarek, gözleri nemli bir halde odasından çıkar ve talebelerinin meraklarını gidermek için şu cevabı verir:
    -Mesuliyetten korktuk ve kabul edemedik!.. Padişahımız gönül sultanlığının cazibesine kapılıp devlet umurunu boşlayabilir. Sohbetten alacağı tatla sultanlığını unutur ve maazallah devlet-i âl-i Osman hüsrana uğrayabilir. Kardeşlerim herkes vazifesini bilip gereğini yapmalı. Bu dünyaya “Gönül Sultanı” kadar “Cihan Sultanı” da lâzım!

Sayfa başına git