Kafeinin zararları

Kafeinin zararları
6.832 kişi okudu.

Kafeinin zararları, kafenin etkisi, kafeinin vucudumuza zararları ve etkisi, kafeinin hamilelere zararı konusunda açıklayıcı bilgiler.

Kafeinin zararları – olumsuz etkileri

Uyanık kalmanızı sağlayan, yorgunluğu hafifletip uyanıklığı artırarak merkezi sinir sistemini uyaran kafeinin ne kadarı zararlı?

Mayo Clinic’te yer alan habere göre, birçok insan için günde yaklaşık 2 ile 4 fincan kahve zararlı değil. Fakat, bazı durumlarda kahve içmeyi azaltmanız ya da bırakmanız gerekebilir. İşte bu durumlar:

Günlük 4-7 fincan kahve içmek şu sorunlara yol açabilir: Uykusuzluk, asibiyet, acelecilik, irkilme, mide bulantısı ve diğer mide sorunları, hızlı ya da düzensiz kalp atışı, kasların titremesi, baş ağrısı, endişe ve gerginlik.

Bazı insanlar kafeine karşı diğerlerinden daha hassastır. Eğer kafeinin etkilerine karşı hassassanız, çok az miktardaki kahve yani 1 fincanı bile endişe, irkilme, uyku sorunları ve acelecilik gibi istenmeyen etkiler oluşturabilir. Düzenli olarak kafein tüketmeyen insanlar, bunun negatif etkilerine karşı daha duyarlıdır. Diğer faktörler ise, vücut ağırlığı, yaş, sigara alışkanlığı, ilaç ya da hormon kullanımı, stres ve bunalım sorunları gibi sağlık problemleri de kafeinin negatif etkisine daha yatkındır.
kafeinin zararları
Kafeinin insan vücüduna etkileri (zararları)

Kısa-dönem etkileri:
Kafein, sinir sistemini uyaran bir kimyasaldır. Kana mideden karışır ve etkileri 15 dakika sonra hissedilir hale gelir. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Alınan kafein miktarının vücuttan atılması uzun saatler sürmekte, alınan miktarın sadece yarısının atılması 6 saat sonra gerçekleşebilmektedir. Bu durum, kafeinin etki süresini uzatmakta ve etki alanını genişletmektedir. Kafeinin diğer etkileri, kan basıncını, nabız atışını hızlandırmak, kas hareketlerini yavaşlatmak, kan damarlarını daraltmak ( bu durum soğuk el ve ayaklara neden olur), nefes almayı kolaylaştırmak ve mide asit seviyesini yükseltmektir. Bu durum, vücudun stres altında verdiği tepkilere yakındır. Beyne giden kan damarlarının daralması beyne giden kan akışını azaltır ve beynin bunu bir tehdit olarak algılamasını ve vücudu korumak için atağa geçmesini sağlar. Bu durum, uykunun ertelenmesine, stres hormonlarının ise yükselmesine neden olur. Vücut daha aktif ve daha atak hale gelir.

Kafein yüksek miktarlarda alındığında ortaya daha farklı bir tablo çıkmaktadır. Bu durum huzursuzluk, sinirlilik, titreme, endişe, uyku bozuklukları ve mide bulantısı gibi etkileri beraberinde getirir. Yüksek dozda alınan kafein aynı zamanda uykusuzluğa, hızlı ve düzensiz kalp atışına, kan şekerinin ve kolesterolün yükselmesine, mide asit salgısında aşırı artışa da neden olmaktadır. Bu etkiler aşırı kaygıya ve hatta bazı durumlarda depresyona bile neden olmaktadır. Kafeinin etkileri insandan insana değişmektedir. Bir insanda huzursuzluk, sinirlilik yapan miktar başka bir insanın daha enerjik olmasını sağlayabilmektedir. Kafein, sadece stres hormonlarının değil mutluluk hormonu adı verilen adrenalin hormonunun da salgısında artışa neden olur. Bunun yanında dopamin depolarının da harekete geçmesi, kafeinin keyif verici etkisini göstermekte ve bu etki, kafeinin bağımlılık yaratmasının en önemli nedenlerinden biri olarak görülmektedir.

Uzun-dönem etkileri:
1958’de U.S. “Food and Drug Administration” (Amerika Birleşik Devletleri Yiyecek ve Uyuşturucu Madde Kurumu) tarafından yapılan bir araştırmada, kafeinin uzun vadede insan sağlığı üzerinde ciddi derecede yıkıcı bir etkisi bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Kafeinin, kan basıncını arttırıcı etkisine rağmen kalp hastalığına yol açma riskinin yüksek olmadığı, fakat yüksek dozda kafein alımının yüksek tansiyona yol açabileceği üzerinde durulmuştur. Yapılan araştırmalar kafein ile kanser oluşumu arasındaki bağın da zayıf olduğunu ortaya koymuştur. Kafein, sağlıklı kişilerde kalp hastalığına yol açmamaktadır fakat aritmiye (kalbin ritmik atışının bozulması) yatkın olan kişilerde bu durum kafein kullanımıyla tetiklenmekte ve kendini belli etmeye başlamaktadır. Kafeinin insan psikolojisi üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. Panik atak ve “anksiyete” problemlerinin belirtilerinin, kafein kullanımıyla daha kötüleştiği ortaya konmuştur. Buna ek olarak kafein kullanımının depresyon oluşumuyla da yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu özel durumlar dışında, Amerikan Sağlık Birliği (American Medical Association) ve Amerikan Kanser Topluluğu (American Cancer Society), ortalama dozda düzenli olarak kullanılan kafeinin, uzun vadede sağlık için büyük çapta bir tehdit oluşturmadığını bildirmiştir.

Kafeinin hamilelik üzerindeki etkileri:
Hamilelik dönemi için tehdit oluşturmayacak kafein kullanım miktarı, tam olarak tespit edilememiştir. Bunun nedeni, her kadının kafeinden farklı derecelerde etkilenmesidir, fakat hamileliğe zararlı etkileri tespit edilmiş günlük kafein kullanım miktarları bellidir. Günde ortalama 150-300 ml gr kafein kullanan hamile bir kadının, normalden düşük kiloda bir bebek doğurma ihtimali iki kat artmaktadır. Ayrıca günlük kafein kullanım miktarı 300 ml gr dan (ortalama 3 bardak kahve) fazla olan hamile bir kadının erken doğum yapma ve normalin altında kiloya sahip bebek doğurma ihtimali oldukça yükselmektedir. Bazı araştırmalar, yüksek miktarda kafein kullanımının, düşük riskini de arttırdığını ortaya koymaktadır.

Kafeinin bedensel etkileri:
Kafeinin etki mekanizması, beyne giden kan damarlarını daraltmak, böylelikle beynin savunma tepkisi olarak uyanık ve aktif kalmasını sağlamak, aynı zamanda adrenalin salınımını fazlalaştırarak ve dopamin depolarını harekete geçirerek insana kısa süreli bir mutluluk ve keyif hali sağlamaktır. Adrenalinin etkisi, uyanıklık ve aktifliğin artması, dopaminin etkisi beyindeki keyif merkezlerinin uyarılması ve pozitif bir ruh halinin sağlanmasıdır.

Kafeinin kısa dönem etkilerinden olan uyanıklık, aktiflik ve keyifli olma hali , madde devamlı ve düzenli halde kullanıldığında, uzun dönemde bağımlılık oluşmasına sebebiyet verebilmektedir. Kafeinin uzun dönem etkileri arasında, mide asitlerini arttırması, ülser oluşumuna ve vücutta kalsiyum azalmasına neden olması da bulunmaktadır. Kafein, vücuttaki yan etkilerinin türü açısından kokainle benzerlik göstermekte olsa da kafeinin yan etkileri daha hafiftir ve kullanımı bırakınca ortaya çıkan semptomlar kokain kadar yıkıcı kabul edilemez. Kafeinin neden olduğu sorunlardan birkaçı kafein zehirlenmesi, kafein bağımlılığı, kafeine bağlı uyku bozuklukları, kafein merkezli sinirsel sorunlar ve kafein kullanımının bırakılmasıyla ortaya çıkan yan etkilerdir. Aşırı sinirlilik ve huzursuzluk durumu, uykusuzluk problemi, panik atak sorunu ve hamilelik gibi durumlarda doktorlar kafein kullanımını azaltmayı hatta tamamen kesmeyi önermektedir.
Ayrıca yüksek tansiyonu olan kişilerin de kafein kullanım miktarlarına, doktorlarına danışıp karar vermeleri tavsiye edilmektedir. Bunun dışında, yaşlılarda, kafein kullanımının kalça çıkığı ve kemik yoğunluğunun azalması gibi sorunlarla bağlantısına da dikkat çekilmektedir.

Kafeinin ruh hali üzerine etkisi:
Kafeinin ruh hali üzerine olan olumlu etkileri (keyifli ve mutlu olma hali, enerjik ve aktif hissetmek, sosyalliğin artması vb.) alınan kafein miktarına ve alan kişinin kafeine olan bağımlılık ve bağışıklık derecesine orantılı olarak değişmektedir. Kafeini fazla tüketmeyen, aralıklı olarak alan kişilerde az miktarda alınan kafein (100-200 ml gr) bile pozitif etkiler oluşturmakta fakat düzenli kafein kullanıcılarında bu miktar fazla etki sağlamamaktadır. Bu kişilerde, sabah kahvesinin sağladığı olumlu etkiler, kafein alınmadığı sürede meydana gelen yan etkileri (uykusuzluk, uykuyu tam alamama ve uykulu olma hali) yatıştırmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yüksek miktarlarda alınan kafein için artık olumlu etkiler yerine tedirginlik, huzursuzluk, hızlı kalp atışı ve mide asitlerinde çoğalma gibi negatif etkilerden bahsetmek mümkündür. Negatif etkilerin gücü kişinin kafeine olan hassasiyetine ve bağışıklığına göre değişmektedir. Eğer kişi kafeine bağımlıysa ve kafeine karşı olan toleransı yüksekse olumlu etkilerin ortaya çıkışı ancak çok miktarda kafein alımıyla sağlanır ve bu miktar diğer kişilerde olduğu gibi negatif etkilere yol açmaz. Bu kişilerde, negatif etkiler, kafein yokluğunda ortaya çıkar.

Uyku ve kafein

Araştırmalar kafeinin uyku sağlığı açısından zararlı etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Kafeinin etkileri uykuyu geciktirmek, toplam uyku süresini azaltmak, normal uyku safhalarında değişikliğe yol açmak ve her şeyden önemlisi uyku kalitesini azaltmaktır. Vücut, alınan kafein miktarının yarısını, 6 saat sonra attığından, kafein alınan gün, uykunun gelmesi mümkün olmakta fakat derin bir uyku uyuma şansı düşmekte ve uyku kalitesi zarara uğramaktadır. Bu durum, bir kısır döngü halinde bir önceki gece uykusunu tam olarak alamamış bir kişiyi, bir sonraki gün daha fazla kafein tüketmeye yönlendirmektedir. Kafeinin uyku üzerindeki etkisinin şiddeti, alınan miktar, alış saatiyle uyku saati arasında geçen süre, kişisel hassasiyet ve bağışıklık farklılıkları gibi etkenlere bağlı olarak değişmektedir.

Yapılan araştırmalarda, günün erken saatlerinde alınan kafeinin bile uyku üzerinde negatif etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir araştırmada, gün içinde alınan kafeinin kan basıncında ve stres hormonlarında artışa neden olduğu ve kişinin bu değişimlerden gün boyunca etkilendiği üzerinde durulmuştur. Bu araştırmanın amacı, günün erken saatlerinde alınan kafeinin, bütün bir gün, hatta gece de dahil olmak üzere etkisini -azalmış da olsa- devam ettirdiğini göstermek yönündedir.
Doktorlar, bu araştırma için 47 sağlıklı, sigara kullanmayan ve düzenli şekilde kafein tüketen kişiyi incelemişlerdir. Bu kişilerin yarısına 500 ml gr kafein içeren, diğer yarısına da kafein içermeyen fakat içerdiğini söyledikleri sahte tabletlerden vermişlerdir. Daha sonra, günlük stres seviyesini aralıklı olarak ölçmüşler ve bunun için deneklerin sağladığı sözlü cevaplardan da yararlanmışlardır. Bu araştırma sonunda, gün başında alınan kafeinin neden olduğu stres seviyesindeki artışın ileriki saatlerde kahve tüketilmemesine rağmen etkinliğini yatma saatine kadar –azalmış da olsa- devam ettirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Kafein ve bağımlılık
Ruh halini ve davranışları etkilemek, değiştirmek amacıyla kullanılan “psiko-aktif” maddelerden biri olan kafein, fiziksel ve psikolojik bağımlılığa yol açmaktadır. John Hopkins Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, düzenli olarak alınan günlük 100 ml gr kafeinin bile bağımlılığın oluşması için yeterli olduğunu ortaya koymuştur. Kafein, sosyal yaşamın içine girmiş, kendini kabul ettirmiş ve böylelikle kullanım yaygınlığı artmış olan bir maddedir. Sosyal bir alışkanlığa dönüşen kafein kullanımı, keyif ve enerji verici etkileriyle hayatımızdaki yerini her geçen gün biraz daha sağlamlaştırmış ve bu durum birçok kişinin hayatında bağımlılığa kadar ulaşmıştır. Yetişkinlerde kafein, en çok kahve, gençlerde ise kafeinli gazlı içecekler (kola vb.) sayesinde tüketilmektedir. Kafein bağımlılığının yaygın olduğu gruplara örnek olarak üniversite öğrencileri ve gece çalışan şoförleri gösterebiliriz.

Kafeine karşı tolerans kazanmak
Tolerans, bir maddenin belli bir miktarına verilen tepkinin zamanla azalmasıdır. Bu durum, o maddeyi kullananları, aynı etkiyi hissetmek için, aldıkları madde miktarını fazlalaştırmaya teşvik etmektedir. Günde 700 ml gr ya da daha fazla kafein tüketmenin tolerans üzerinde önemli etkileri kaydedilmiş, bu kişilerin günlük 200-300 ml gr gibi normal miktarlar karşısında yeterli tepkiyi vermedikleri, ancak yüksek dozlarda aldıkları kafeine tepki verdikleri ortaya konmuştur.

Kafein yoksunluk belirtileri
Yüksek dozlu kafein tüketimi bırakılınca ortaya çıkan etkiler, günlük yaşam aktivitelerini engelleyici ve hayatın normal seyrini etkileyici niteliklere ulaşmaktadır. Bu nedenle, bu etkilerin DSM-IV kapsamına girip girmediği, klinik bir tanı özelliği taşıyıp taşımadığı tartışılmaktadır. Kullanılan miktar az da olsa çok da olsa, kafein düzenli bir şekilde tüketiliyorsa ve bağımlılık oluşmuş ise, bırakılması halinde çeşitli yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar denek olarak genelde yetişkinleri kullansa da, kafein kullanımının kesilmesinin çocuklar ve gençlerde de önemli yan etkilere neden olduğu bilinmektedir.
Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle ortaya çıkan ve en yaygın olarak rastlanan yoksunluk belirtileri şunlardır:
· Baş ağrısı
· Yorgunluk, halsizlik
· Uykusuzluk / uykulu olma hali (esneme, sersemlik)
· Konsantrasyon eksikliği
· İşte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans)
· Huzursuzluk ( mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma)
· Depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük vb.)
· Sinirlilik
· Nezle ve benzeri belirtiler (mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları vb.)
· Düşünsel aktivitede ve hafızada yavaşlık
Yukarıdaki yan etkilerin ortaya çıkış şekli, sayısı ve etkinliği günlük alınan kafein miktarıyla orantılı olarak değişmektedir. Günlük düzenli olarak kullanılan 1 fincan kahveyle eş değer olan 100 ml gr kafeinin dahi bırakılması, bazı yan etkileri beraberinde getirmektedir. Günümüzde birçok insan, günde 100 ml gr ya da daha fazla kafein tüketmekte ve arada kafein kullanımı bırakılınca ortaya çıkan baş ağrısı, mide bulantısı, nezle ve kas ağrıları gibi etkileri ise grip belirtilerine yormakta, kafein bağımlılığının farkına varmamaktadır. DSM-IV kriterlerine girecek derecede ciddi bağımlılıklarda meydana gelen belirtiler ise günlük hayatı etkileyen, engelleyen ve günlük aktivitelere zarar veren yapıdadır. Bu durumda dahi, yan etkilerin şiddeti kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bir araştırmaya göre, kafein yokluğunda, deneklerde rastlanan baş ağrısı oranı %50’dir.Yan etkilerin en şiddetli olduğu zaman, 20 ile 48 saat arası olarak belirlenmiş, bu durumun ortalama 2 günden 1 haftaya kadar sürdüğü kaydedilmiştir.1 haftadan uzun süren etkilere de rastlanmıştır.

Kafein öğrenmeyi ve belleği iyi yönde etkilemez

Kafein kullanımı, beyne giden kan damarlarını daraltmakta ve beyne giden kan akışını %30 oranında azaltmaktadır. Bu durum, beyne daha az oksijen gitmesine neden olmakta ve belleğe ve algıya zarar vermektedir.
Kafein enerji vermez
Kafein kullanımından sonra yapılan ölçümlerde enerjinin artışıyla ilgili hiçbir objektif ölçüm kriteri saptanamamıştır.
Kafein ruh halini iyileştirmez
Kafein kullanmayan birine kafein verildiğinde, bu kişinin ruh hali değişmemektedir. Düzenli kafein kullanıcılarında, kafeinin ruh halini iyileştirdiğinin düşünülmesinin nedeni, kafein alımının, kafein yokluğunda ortaya çıkan yan etkileri yatıştırmasıdır.

Stres – Yorgunluk – Hastalık Döngüsü
Kafein kullanımı, bir çeşit kısır döngü şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum, bağımlılık yapıcı etkisini güçlendirmektedir. Davranışlarımız alışkanlıklarımız haline gelir ve bu alışkanlıklar hayatımızı yönetmeye başlar. Bu durum, özellikle yediklerimiz ve içtiklerimiz için geçerlidir. Kafein kullanımı bir atiklik ve yorgunluk döngüsü oluşturmaktadır. Gün geçtikçe kazanılan bağışıklık ve artan kafein kullanım miktarı, günlük stres seviyesini yükseltmekte, bu durum da kafein yokluğunda daha fazla yorgunluğa neden olmaktadır. Daha fazla yorgunluk, kafein kullanım miktarını arttırmakta ve bununla birlikte yan etkilerin fazlalaşması, kişiyi hastalığa doğru götürmektedir.

Kafein ve Çocuklar
Günümüzde çocuklar ve gençler, kafeine dayalı tüketim sektörünün bir numaralı hedefi haline gelmiş bulunmaktadırlar. Amaç, kafein katkılı gazlı içecekler (kola vb.) sayesinde kar sağlamak ve bunların keyif verici ve bağımlılık yapıcı etkileri sayesinde uzun süreli müşteriler kazanmaktır. Yapılan araştırmalar, çocukların yetişkinlere oranla kafeine 3 kat daha duyarlı olduklarını ve onlar için, günde içilen bir kutu kolanın, bir yetişkinin içtiği 3 fincan kahveyle eş değer olduğunu ortaya koymaktadır. Kafeinin, isminden daha az söz ettiren fakat yeterince etkili olan diğer bir kaynağı da çikolatadır. Bu iki ürün çocuklar tarafından çok tüketilmekte ve bedenleri kafein ile tanışmaktadır.
Ayşe Candan
_____________/

Türkiyede Kafein Üretimi

İlaç ve meşrubat sanayinin önemli bir hammaddesi olan kafeinin başlıca doğal kaynağı kahve ve çaydır. Ülkemizin kafein ihtiyacı yurt dışından karşılanmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesinde üretilen çayın artıklarının değerlendirilmesi, iyi bir kafein kaynağı olarakdüşünülmüş, Çay kurumu Genel müdürlüğü yaptığı çalışmalar sonucunda Rize’de bir kafein fabrikasının kurulması planlanmış ve ihalesi yapılmıştır. Bu fabrikanın üretime geçmesiyle yılda 75 ton kafein üretimi yapılabilecek ve Ülkemize önemli bir gelir sağlanmış olacaktır.
Kafein gıda ve ilaçların birçoğunda bulunan bir maddedir. Dünyada doğal olarak bir çok bitkide bulunmakla beraber, ticari olarak iki çeşit bitkiden üretilmektedir. Bu bitkilerden en önemlileri kahve ve çaydır. Dünya Kafein üretiminin %45’i doğal kaynaklardan (dekafeinize kahve üretiminden ve çay atıklarından) geri kısmı ise sentetik yollardan elde edilmektedir. Dünya kafein tüketiminin %70’e ulaşan kısmı kolalı içeceklerde, geri kalan kısmı ilaç sanayinde kullanılmaktadır.
Ülkemiz kafein ihtiyacının tamamı ithalatla karşılanmaktadır. Gerek ilaç sanayinin gelişmesi gerekse soğuk içeceklerin üretim ve tüketimindeki artışlarla ithal edilen kafein miktarı devamlı yükselme göstermektedir.
Çay atıklarındaki kafeini çıkaracak bir tesisin kurulması Ülkemiz ihtiyacı olan kafeinin tamamının öz kaynaklardan üretilerek kafein ithalatına gerek kalmayacağı düşünceleri uzun yıllardan beri tartışılmaktadır.
Muammer Demet

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git